Mihver-i Âlem’e Müşfik Nazar!

Mihver-i Âlem’e Müşfik Nazar!


Ehl-i nazar olanlar bilir ki, sanatkârların avuçlarının içinden neş’et eden eserler onun mizacından, meşrebinden ve âleme bakışındaki nisbet ve intizam telakkîsinden bir nişâne taşır. Kiminin kalemi aceleye meyyâldir, kimininki sükûneti ve teennîyi sever; kiminin gözü kalabalıkta mânâ arar, kimininki tenhâlıkta… Zira acele eden, iz bırakmaz!

mihveri alem detay
mihveri alem detay
mihveri alem detay
mihveri alem detay
Önceki slayt
Sonraki slayt

Usul Olmadan Vusul Olmaz!

Onun nazarında eser, süratle tüketilmek için vücuda getirilen bir nesne değil; zamanla temas kuran, bakıldıkça açılan, her nazarda insana yeni bir mânâ vechesi gösteren bir ulvî biir varlıktır. Bu sebeple yaptığı her işte yalnızca hâsıl olan neticeye değil, o neticeye varıncaya dek kat edilen yolun edebine, ahlâkına ve sabrına da aynı derecede ihtimam gösteriyor. Çünkü usul olmadan vusul de olmaz!

Biçim, Eseri Muteber Kılan Aslî Unsurdur

Tezhip, onun elinde hocalarının rehberliğinde somut anlamda bir süsleme sanatı olmaktan evvel, ölçünün, dengenin ve itidalin tâlimi hâline geliyor. Bu noktadan hareketle biçim, sadece bir taşıyıcı değil; eseri sahih ve muteber kılan aslî unsurdur. Motiflerin kendi içindeki imtizacı, oran ve orantının dengeli nizamı ve dahi vurgulanmak istenen latîf teknik dokunuş… Bütün bunlar, işlerinde gözle görünür bir vakar ve sükûnet hâline işaret ediyor. Haliyle desen, yazının/anlamın önüne çıkmıyor. Çünkü tezhip yazının elbisesi hükmünde… Bir esere başlamazdan evvel uzun bir hazırlık devresini göze alması bundandır. Eski mecmualar, risâleler, üstadların eser görselleri, yeni tetkikler ve akademik metinler arasında süren bu araştırmalar, yalnızca malûmat toplamak için değil; yapılacak işin ruhunu yoklamak içindir! 

Usta Olmadan Yol Bulunmaz

Neyi öne almak lâzım gelir, hangi motifle nasıl bir münasebet kurulmalı, nerede durulmalı? Bu sualler, daha kalem kâğıda değmeden zihninde mahallini buluyor. Mezkûr fikrî ve sezgisel hazırlığın üzerine, hocaları Prof. Dr. Münevver Üçer, Özlem Gören ve Nihal Tezcan’dan intikal eden bakış açısı ekleniyor. Bilhassa Nihal Tezcan’ın rehberliği, onun sanat yolculuğunda hem istikamet verici bir pusula hem de ölçüyü hatırlatan bir mihenk taşı mesabesinde. Çünkü usta olmadan, yol bulunmaz.

Fazlalık Mânânın Düşmanıdır!

Muhatabımız, sanat meşgalesinde “saz yolu” desenine ayrı bir muhabbet besliyor! Bu eskimez tezyinat üslûbunun kıvrımlarını bugünün gözüyle yeniden tefekkür etmeyi, geleneksel formu, zamanın idrakiyle yeniden söyletebilmeyi murad ediyor. Lâkin bu teşebbüs, geleneği aşmak yahut onu zorlamak hevesinden değil; geleneğin imkânlarını bugünün lisanına tercüme etme arzusundan neş’et ediyor. Yeni desenler tertip ederken de, daima fazlalıktan sakınmak, ölçüyü muhafaza etmek ve gerektiği yerde durmasını bilmek endişeleri rehberi oluyor. Zira fazlalık, mânânın düşmanıdır.

Her Eklenen Kıymet Değildir!

Onun estetik telakkîsinde güzellik, gösterişte değil; yerli yerinde olmaktır. Altınla rengin, boşlukla doluluğun, hareketle sükûnun birbirini incitmeden bir araya geldiği sessiz muvâzene… İşte güzellik, tam da orada zuhûr ediyor. Bu sebeple tezhip, onun elinde çoğaltma sanatı olmaktan ziyade, ekseriya eksiltme ve tasfiye sanatı hâlini alıyor. Eser özelinde ne nerede ve nasıl durulacağını bilmek, neyin yapılmaması gerektiğini sezmektir ki, bu da onun sanat terbiyesinin en bâriz cephesidir. Çünkü her eklenen, kıymet değildir.
Onun sanat yolculuğu, büyük iddialarla ve aceleci hedeflerle değil; yavaş, dikkatli ve kendi ritmini muhafaza eden bir seyr ü sülûk ile başlamıştır.. Evvelce, daha ziyade biçimi tanımaya ve sanatla nasıl bir münasebet kurduğunu anlamaya çalışmakla meşgul olmuştur. Zamanla idrak etmiştir ki, sanatta asıl kıymet varılan menzilde değil; o menzile varırken gösterilen sadâkatte, sabırda ve emektedir. Çünkü emeksiz olan, emanet bile değildir.

Sanat, Ruhu Terbiye Eder!

Her yeni çalışma hem kendisiyle hem de gelenekle yapılan yeni bir muhasebedir. Çünkü insan en çok, kendiyle hesaplaşır. Ve dahi sanat, insanın ruhunu terbiye ederek insan olma ve insan kalma davasında yolunu aydınlatır. Nitekim son eseri Mihver-i Âlem, böylesi bir tefekkürün ürünü.

Mihver-i Âlem

Bu eserin ismi dahi, ilk bakışta bir âlem tasavvuru teklif ediyor: Âlemin ekseni, yönü ve nizamı nereden kurulmaktadır? Bu sualin cevabı, tezhibin merkezine yerleştirilen sembolik tertip ile sarahaten beyan olunuyor. Kompozisyonun merkezî kurgusu, Fahr-i Kâinat Efendimiz’in (s.a.v.) varlığını bir kutup noktası, mihver, pergelin ana ayağı gibi telakki ediyor. Etrafında deveran eden formlar, halkalar ve ritmik akış; varlığın mânâsını ve istikametini bu merkezden aldığı fikrini, göze hitap eden tefekküre tahvil ediyor. Merkez yoksa, daire de yoktur!

Eser, ‘Elest Bezmi’ne Atıf Yapıyor!

Derin lacivert zemin, klasik tezhipte semâ ve nihayetsizlik telakkîsini hatırlatıyor. Bu renk, altının vakarını taşımaktan ziyade, varlık öncesi sükûtu, bir adım öte “elest bezmini” îmâ ediyor. Yirmi dört ayar altının guaj boyalarla kâğıdın müşfik sathına işlenişi ise, yalnızca teknik marifet değil; sabır, edep ve ölçü ile yoğrulmuş irfânî bir tavır gösteriyor. 

Merkez Birdir, Çevre Çoktur!

Eserde görülen hikmet arayışındaki dâirevî tertipler ve spiral akışlar, tevhid ile kesret arasındaki nisbeti ihtar ediyor: Merkez birdir, çevre çoktur; lâkin bu çokluk başıboş değil, merkezle irtibatlıdır. -Bunun içindir ki şair Nâbi “Merkezle âşinâ ol etme muhite rağbet” demiştir.- Tezhibin sembolik lisanıyla ifade edilen bu hakikat, merkezini yitirmiş zamanların dağınık idrakine karşı sanat ve estetiğin gönül lisanıyla itiraz hükmünde konuşuyor. Zira dağınık olan derinleşemez.

Esra Çukurlu’nun hem mektepli hem alaylı oluşu, bu eserde hissedilen muvâzenenin de menşei olsa gerek. Zira, akademik disiplinle kazanılmış kompozisyon şuuru, klasik üslûbun içselleştirilmiş estetik ahlâkıyla mezcedilmiştir. Bu sebeple Mihver-i Âlem, ne sırf çağdaş bir tasarım tecrübesidir ne de mazinin tekrarıdır; belki geleneğin içinden konuşan sahih bir tecdid/yenilenme teklifidir. 

İnsan Ol ve İnsan Kal

Merkezini kaybetmiş hız ve haz çağının insanına istikamet fikrini hatırlatan bu eser, lisân-ı hâl ile şunu söylüyor: İnsan ol ve insan kal.

Mihver-i Âlem, gücün, bilginin ve gösterinin kutsandığı bir âlemde; tezhibin müşfik diliyle, merkezin hâlâ edep, ölçü, muhabbet, fütüvvet ve samimiyet olduğunu hatırlatıyor. Çünkü insan, merkezini kaybettiği gün savrulmaya başlar!

Mihver-i Âlem, bakılıp geçilmek için değil; durup tefekkür edilmek için yapılmış bir tezyinattır. Zira gözle başlıyor, gönülde hitama eriyor. Ve nihayet şunu söylüyor:
Âlem, merkezini Nebevî hakikatte bulduğunda mânâlıdır; aksi hâlde yalnızca dağınık çemberler yığınından ibarettir. Hakikat yoksa, şekil kalabalıktır.

Velhâsıl, onun dünyasında sanat, eser bir netice değil; insanı terbiye eden, nazarı incelten, ölçüyü öğreten içe doğru yolculuktur.


İbrahim Ethem Gören, 26.01.2026 / Yazı No: 484
 

Güncellenme Tarihi: 28 Ocak 2026